24 Şubat 2014

Adalet Bakanlığı’nın 2 Aralık 2013 tarihli resmi verilerine göre, 13 yılda Türkiye cezaevlerinde 2300 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirmiştir. Cezaevleri, yaşam hakkının devlet gözetiminde ortadan kaldırıldığı alanlar halini almıştır.

Türkiye cezaevlerinde sayısı her gün giderek artan hasta tutuklu ve hükümlülerin varlığı, yaşam hakkına yönelik tehditin sürdüğünü ortaya koymaktadır. İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 2013 verilerine göre 544 hasta tutuklu ve hükümlü tespit edilmiştir. Bunlardan 163’ünün durumu ağır olup adeta ölüm koridorunda bekletilmektedirler.

Hasta tutuklu ve hükümlülerin tahliyesi, Ceza İnfaz Kanunu’na göre Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ve ya onaylanan raporlarla birlikte ‘toplum için zararlı olup olmadığı’ gibi inanılmaz sübjektif bir koşulla birlikte düzenlenmiştir. Adli Tıp Kurumu’nda rapor alma süreci başlı başına işkence kapsamına girmektedir. Ağır işleyen bürokrasi, zamana yayma, hastaların ring araçlarıyla taşınması, bu süreçte cezaevi revirlerinde tedavi edilmesi gibi son derece yıpratıcı ve uzun bir süreç sonunda rapor verilmektedir. Bu süreç aşılsa bile felçli, kanser hastası, kendi başına yaşamını idame ettiremeyecek şahısların serbest bırakılmaları halinde ‘güvenlik tehdidi’ oluşturacaklarına dair Cumhuriyet Savcılığının görüşü tahliyeleri engellemektedir.

Türk Cumhurbaşkanlığı yetkisi bulunmasına rağmen bu konuya son derece duyarsız yaklaşmaktadır. Hükümet çevreleri de Adli Tıp Kurumu’nun politik ve bürokratik dokusunu gerekçe göstererek sorumluluktan kurtulmaya çalışmaktadırlar.

Türk devletinin, cezaevlerinde ölüm sınırında bulunan tutuklu ve hükümlülere yaklaşımı, intikam amacıyla hareket edildiğini, hastalığın ek bir cezalandırma amacıyla kullanıldığını ve son tahlilde ölüm cezasının farklı bir düzlemde halen yürürlükte olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Türkiye’nin oldukça gergin ve yoğun politik gündeminde hasta tutuklu ve hükümlerin durumu arka planda kalmamalı, gözardı edilmemelidir. Bu konuda daha adil bir düzenleme yapılmalı ve daha da önemlisi hızlı pratik adımlar atılmalı, tüm hasta tutuklular serbest bırakılmalıdır.

MAF-DAD olarak başta insan hakları ve hukuk kurumları olmak üzere herkesi Türkiye cezaevlerinde bulunan hasta tutuklu ve hükümlülerle ilgili duyarlı olmaya, Türk hükümeti nezdinde girişimde bulunmaya çağırıyoruz.

Heike GEİSWEİD

MAF-DAD Başkanı