23 Temmuz 2015

15 Şubat 1999 tarihinden bu yana, kesintisiz olarak İmralı Ada Hapishanesinde tutulan Sayın Abdullah Öcalan, 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana avukatlarıyla görüştürülmemektedir. Aynı şekilde 6 Ekim 2014 tarihinden itibaren aile bireyleriyle görüşmesine izin verilmemekte, kendisini son olarak 5 Nisan 2015 tarihinde gören HDP heyetinden bu yana koşulları ve sağlığı hakkında da bilgi alınamamaktadır.

Avukatların ve aile bireylerinin görüşme taleplerine ise 4 yıldır benzer cevaplar verilmektedir. ‘Hava muhalefeti’ ve ya ‘Koster bozuk’luğu insan aklıyla alay edilircesine bunca yıldır tekrar edilen gerekçeler olmaktadır. Oysa ki Türk hükümeti adına Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanlığı, 2011 yılında avukat görüşüne hiç bir hukuki dayanak gösterme zahmetine katlanmadan, izin vermeyeceklerini defalarca kamuoyuna açıklamışlardır.

Sayın Öcalan ile aynı cezaevinde bulunan diğer hükümlüler de benzer kaderi paylaşmaktadırlar. İç hukukta ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde devam eden davaları ve haklarında açılan disiplin soruşturmalarına avukatlar, müvekkillerinin görüşlerini, taleplerini alamadan cevap vermek zorunda kalmaktadırlar. Savunma hakkının ve savunma görevinin uygulanma olanağı fiilen ortadan kaldırılmaktadır. Hukuktan arındırılmış bir ada hapishanesi olan İmralı için geçerli, etkili ve açık bir hukuki yol bulunmamaktadır. Türkiye’de geri ve eksik de olsa mevcut yasalar bile, İmralı’da geçersiz sayılmakta, uygulanmamaktadır.

İmralı Ada Hapishanesi’nde 16 yıldır uygulanan olağanüstü hal rejimi, adım adım Türkiye’nin her alanında da etkisini göstermiş, otoriter rejim yerleşmiş ve kalıcı hale getirilmiştir. İmralı Ada hapishanesi, hukuksuzluğun ve zulmün sembollerinden Guantanamo’nun öncülü bir uygulama olarak, halen de varlığını devam etirmektedir.

Avrupa’da yaşayan hukukcular ve insan hakları savunucuları olarak 4 yıldır kesintisiz devam eden savunma hakkı engelini, en temel insan hakkı ihlali olarak görüyor, Öcalan’ın ve diğer tutsakların aile ve avukatlarıyla görüşme yasağından vazgeçilmesini talep ediyoruz. 16 yıldır devam eden tecritin işkence ve kötü muamele sınırlarını aştığını da ifade ederek buna acilen son verilmesini istiyoruz.

Barış ve Müzakere süreciyle Türkiye’nin tarihi Kürt sorununun çözülmesi için Kürtlerin ‘başmüzakereci’ olarak gördüğü Sayın Öcalan’a, barış misyonunu oynaması için gerekli olanakların sunulmasını Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından elzem olarak görüyoruz. Başta Sayın Öcalan olmak üzere tüm politik tutsakların serbest bırakılmasının Türkiye’nin iç barışına tarihi bir katkı sunacağı inancını da dile getirmek istiyoruz.

Avrupalı hukukçuları ve insan hakları kurumlarını, şahsiyetleri bu kritik meselede duyarlı olmaya, görüş ve tepki vermeye, Kürt halkıyla da dayanışmaya çağırıyoruz.

Heike Geisweid

MAF-DAD Başkanı